Şaud 5 Muzaffer Keşif

Ve öyledir. Bundan hiç kuşku duymayın alan üyeleri, birlikte yarattığımız bu muhteşem, muhteşem enerjide yeniden biraraya geliyoruz.

En güzel anlarımızdan bazısı, tam da şu an gibi olanlardır, çalan müzik, ne bizim ne de sizin tek bir kelime bile etmemesi, sadece tümüyle hissetmeye dayalı anlar. Görkemli bir biçimde burada birlikte oturuyoruz... fiziksel olarak burada bulunanlar, arka plandaki şömine eşliğinde, ve bazı enerjilerin hareket ettirilmesine ve dönüştürülmesine yumuşak bir biçimde yardımcı olan sevecen bir köpekle birlikte oturuyor... burada bulunan tüm alan üyeleri, bir an için gevşiyor.

Ha, yeni yılın beklentisi içindesiniz, Tobias ya da Saint Germain ya da Kuthumi'nin neler söyleyeceğini, ne tür öngörülerde bulunacağını merak ediyorsunuz... kendi yaşamınızda neler olup biteceğini merak ediyorsunuz... bu yılın sonunu getirip getiremeyeceğinizi merak ediyorsunuz – umarım getirirsiniz! ... bu yıl ne tür deneyimler yaşayacağınızı merak ediyorsunuz. Eh, size hemen şimdi şunu söyleyeyim. Burada kalmayı seçenler için, ki büyük bir çoğunluğunuz bunu seçiyor, bu, muzaffer keşif yılı olacak. Sözlerime dikkat edin – muzaffer (zafer dolu) keşif – ve biz burada sözlerimizi büyük bir dikkatle seçiyoruz... büyük bir dikkatle. "Muzaffer" kelimesinin arkasında bir enerji yatıyor. Az sonra bundan söz edeceğiz, ve "keşif"de de kesinlikle bir enerji var.

Alan üyeleri için bu, bu muzaffer keşfin zamanı, onun yaşamınıza girme yılıdır. Ve bu büyük bir kolaylıkla, çok basit bir biçimde gerçekleştirilebilir. Bu konuda streslenmeniz gerekmiyor. Hele araştırıp öğrenmemiz hiç gerekmiyor. Bu, bu muzaffer keşif yılını nasıl deneyimlemeyi algıladığınızla ya da seçtiğinizle ilgilidir.

--0-- Son Günlerdeki Enerjiler

Bugünkü Şaud'a başlamadan önce bir şeyi belirtmemiz gerekiyor. Burada bulunanların birçoğuna, özellikle bugün, küçük bir oyun oynadık, ama bu oyun bazılarınız için bir ya da iki gün önce başladı. Ben, Tobias, (çok tutkulu konuşur) benim ruhumdan sizin ruhunuza, sürekli yaptığınız bir şeyi anlamanızı istiyorum. Bu konuda uzmansınız, ama farkına bile varmıyorsunuz. Bunu kendi yararınız için kullanabilirdiniz, ama çoğu kez zararınıza çalışıyor.

Bir şey hissediyordunuz. Bu, birçoğunuz için bu sabah uyandığınızda başladı – bir huzursuzluk hissi, bir "emin olamama" hissi. Hani şu eski his, ayakkabının öbür tekinin de düşeceği hissi, ama ne zaman ya da nerede ya da kimin başına düşeceğini bilmeme hissi, ama bir olasılıkla sizin başınıza ve herhalde pek yakında düşeceği hissi. Çok belirsiz, huzursuz edici bir şeyin olacağı hissi. Bazılarınız bunu birkaç gündür hissediyordu ve söylemek zorundayız ki, biz bunu size kasten yaptık, böylece bugün söyleyeceklerimizin özünü anlayabilecek ve bu enerjiyi yeni yıla taşıyacaktınız. Böylece bu harika oyunu ya da oyunları anlayacak ve şimdi bunu kendi seçiminiz haline getirebilecektiniz. Onun size daha derin ve daha karmaşık bir oyun yaratmasına izin vermeden, bu enerjiyi istediğiniz biçimde kullanın.

Böylece, derin bir nefes alın, ve birçoğunuzun dün, bugün yakaladığı bu enerjiyi gerçekten içinize alın ve hissedin. Hoşlanmadığınız o hissi. Bu his bazılarınızda mide bulantısına neden oluyor. Bazılarınızda kafa karmaşasına ve yönsüzlük duygusuna neden oluyor. Bazılarında ise baş ağrısına neden oluyor. Ve şu anda uyuduğunu düşünenlerde – ki şimdi uyanabilirsiniz – kuşağın bir bölümündeymişsiniz hissi yaratıyor, başka bir deyişle, yarınız başka bir boyutta ve yarınız da buradaymış hissini. Ben şu anda bu enerjinin ne olduğunu açıklamayacağım, ama bu kısa ve oldukça basit tutulacak Şaud'un sonunda onu anlar hale geleceksiniz.

--0--Bugünün Konukları

Bugünün enerjisini başlatırken, ben bugünün konuklarını içeriye davet edeceğim. Tekrarlıyorum, siz bu enerjiyi hissediyordunuz. Ve biz bu noktada bir an durup şunu anladığınızdan emin olmak istiyoruz; her bilinç – ki bilinç ille de enerji olmak durumunda değildir, ama enerjiyi bir araç olarak kullanır – her bilinç, çok, birçok katmana sahiptir. "Babamın malikânesinde birçok ev var." Bu "deyişi" daha önce duydunuz, ve bu her türlü his düzeyi ya da bilinç için geçerli olup, onun birçok katmana sahip olduğu anlamındadır. Sizin son bir ya da iki gündür hissettiğiniz de birçok katmana sahiptir. Sizin, odağınızı nereye yerleştirdiğiniz, dikkatinizi nereye yönlendirdiğiniz ve ne deneyimlemeyi seçtiğiniz önemlidir.

Hissettiğiniz katmanlardan biri, bugünkü konuğumuzun enerjisidir. Konuğumuz Yo-ham – siz – Metatron'un fiziksele ve kişiselliğe dönüşümü. Metatron, sizin ruhtaki sesiniz, bir tür aracıydı, sizinle çokboyutlu alemler arasındaki, sizinle özünüz arasındaki aracıydı. Metatron, dünyasal varoluş halinden ilahi varlıksel varoluş haline aracılık eden ve o enerji akışlarının gidip gelmesine yardımcı olan varlıktı. Metatron, hepinizin sözcüsüydü, çünkü enerjileriniz Dünya'ya çok bağlı olduğu için, diğer alemlerde kendinizi ve Ruhu nasıl etkilediğinizi bilinçli olarak farketmek, sizin için zordu.

Kuantum Sıçraması gecesi, Metatron'un bu enerjisi, daha kişisel, daha birleşik bir hal alarak yeni titreşimi üstlendi ya da Yo-ham adını. "Sensin." Sen, Tüm Var Olansın. Sen o sensin. Metatron dönüşerek oldukça kişisel olmayan.... Hatta bazılarınız metalik ya da elektriksel bir enerji hissetti, Metatron'un adına ilişkin bir bilimsellik ya da fiziksellik hissetti... Yo-ham'a dönüştü. Şimdi bu gerçeklikteki size. Yo-ham, özünüz, bugün sizin gerçekliğinizin bir parçası olmak üzere, hiç olmadığı kadar yakına geliyor. Sizi kurtarmak için değil. Korumak için değil, ama yaşamın, Dünya denen gezegenin amacının ve ifadesinin muzaffer keşfinde size katılmak için geliyor.

Yoğun Ruhsal alemleri terk ettiğinizden bu yana, Dünya'ya geldiğinizden bu yana binlerce yıl geçti, ve sizin diğer alemlerdeki temsilciniz Metatron'du. Ama şimdi, değişen bilinçle birlikte, sizin yaşamı seçmenizle ve kendi mutlakiyetinizi, egemenliğinizi seçmenizle birlikte, bu Yo-ham enerjisi, sizin bu enerjiniz de, hemen burada olabilir. O, başka bir yerde, uzaklarda, bilinmez değil.

Derin bir nefes alın ve insan benliğinizin mutlu bir an için Yo-ham'ı, sizi, deneyimlemesine izin verin. Derin bir nefes alın ve bu enerjiyi hissedin.

(duraklama)

--0--Hissetmek(Diğer adıyla vicdan)

Birçok alan üyeleri bize geçmişte "Hissedebilmek istiyorum" dedi. Tamam, seçtiniz ve aldınız. Ama his gelmeye başladığında da kafanız karıştı. Zihninize kafa tuttu. Kendinize verdiğiniz tüm biçimlere ve tüm kontrollerinize kafa tuttu. His – gerçek his, duyusal algılama – kontrollerden hoşlanmaz. Kontrol, hissi öldürür.

His gelmeye başladı ve siz onunla savaştınız. Aslında istediğiniz, kelimenin çok insanca anlamıyla, özel duyusallıkla bezenmiş psişik bir algılama türüydü, ama gele gele his geldi – derin, gerçek, özgün bir his – ve siz ondan pek hoşlanmadınız. Hissin sesini kısmaya çalıştınız. Onu yumuşatmaya, hafifletmeye çalıştınız. İşe yaramadı. Onunla zihninizde savaşmaya kalktınız, ama o yine de sizi izledi. Ondan saklanmaya çalıştınız, ama onun o küçük bilinç kapısının, o küçük insan kapısının hep hemen dışında olduğunu bildiniz. O hemen oracıktaydı.

Hissi, gerçek, gerçek bilinci alıp... bazılarınız onu bir şeytana ve bir canavara dönüştürmeyi bile denedi, ya da başkalarını ya da dünyayı suçlamaya kalktınız. Oysa o, bunların hiçbiri değildir. O yalnızca histir. Belki, bir şekilde üzerinize dökülecek ve sizi ele geçirecek bir enerji ya da bilinç dalgası gibi hissediliyordur. Ama bilin ki, kendini ona açan ve gerçekten cesurca, gözüpek bir biçimde hissetmelerine izin veren alan üyeleri var. Onlar, yalnızca hissetmenin neye benzediğinin muzaffer keşfine çıktılar. Bu, başlarda bunaltıcıdır. Tüm eski sistemlere tokat gibi patlar. Sanki kontrolü kaybetmişiniz gibi hissedilir, ama kontrolü kaybetme hissinin o girdabında, o enerji vorteksinde, gerçekten yeniden hissetmeye başlayabileceğinizi keşfedersiniz.

Bu inanılmaz bir şeydir, çünkü hissetmek için zihin enerjinizi neredeyse hiç kullanmanız gerekmez. Hissin yaşamınıza girmesine izin vermek için, bir kontrol enerjisi kullanmak zorunda kalmazsınız. O hamdır. Sezgiseldir. Açıktır. O harikadır. Bu sanki, daha önce hiç binmediğiniz güçlü, hızlı bir araçla inanılmaz bir geziye çıkmak gibidir. Coşturucudur ve belki biraz da korkutucudur. Ama hissetmektir.

Ah, biliyor musunuz, hissetmek yaşamaktır.

İnsanlık genelde hissetmeyi durdurma eğiliminde. Biz herşeyi duyumsama yeteneğinden söz ediyoruz – fiziksel olanı, fiziksel olmayanı – insanlar bunu durdurmaya çalışıyor. Biliyorsunuz, şu ara çok akılcı bir toplumda yaşıyorsunuz. Herşeyin gerçek, kanıtlanır ve istatiksel ve, kelime buysa, hesaplanabilir ya da ölçülebilir olması gerekiyor. Çok katı parametrelere uyması gerekiyor. Örneğin matematik harika bir bilim, ama bugün onu kullanma ve onunla çalışma biçimi – öylesine kısıtlı ki. Hislerle ilgili matematik var. Onu o elektronik cihazlarınızın birinde hesaplayamazsınız.

İnsanlar, onlar hisleri durdurma eğilimindeler, ve (o zaman) tam anlamıyla yaşamayı durduruyorlar. Ve hissetmediğiniz ve yaşamadığınız zaman da tüm o yan ürünler ortaya çıkıyor. Yanürünler – akıl hastalığı, depresyon, anksiyete (endişe, korku, derin sıkıntı), fazla kilo sorunları. Ve sonra ne oluyor, biliyor musunuz? Garip bir şey; insanlar hissetmeyi durdurmaya çabaladıklarında, hayatlarında heyecan arar oluyorlar çünkü kendilerini ölü hissediyorlar. Hislerini öylesine sınırlıyorlar ki, yalnızca olağan gündelik işlevleri yerine getiriyorlar, ve yaşam o kadar sıkıcı bir hal alıyor ki, dramların peşine düşmek zorunda kalıyorlar. Böylece bu dramları ya yaratıyorlar ya da gidip bedelini ödüyorlar. Onlara bir an hayatta (canlı) olduklarını anımsatacak bir kriz yaratıyorlar ve sonra ‘artık hissetmeme' durumuna geri dönüyorlar.

Gidip bedelini ödüyorlar. Bir korku filmine gidiyorlar. Bir eğlence parkına gidip asla yapacaklarını düşünmedikleri şeyler yapıyorlar. Heyecan verecek bir şeye para harcıyorlar, ama bu geçici oluyor ve sonra çöküyorlar. Ve sonra hisler yeniden gelip kapıyı çaldığında ve "Hayır, daha özgün bir şey var, çok gerçek olan bir şey var, ruhla ve yaşamla ve sevgiyle dolu bir şey var" dediğinde, insanlar kapıyı kapatıp kilitliyorlar – sürgülüyorlar aslında – ki hisleri dışarda bırakabilsinler. Hislerden korkuyorlar. Yaşamı duyumsamaktan korkuyorlar, başka insanları duyumsamaktan korkuyorlar. Hatta ilahi varlıkleri duyumsamaktan da korkuyorlar. O nedenle de yaşamı dışarda (uzak) tutuyorlar. Hissetmeyi dışarda/uzak tutuyorlar.

Eh alan üyeleri, siz değil. Siz bunu denediniz, işe yaramadı. Siz kendinizi hislere açmaya başladınız. Ah, tıpkı bu sabah, dün, dün gece olduğu gibi. O his nereden geldi? Ondan kaçmaya çalıştığınızı fark ettiniz mi? Ve kaçmaya çalışmayanlar onu anlamaya çalıştı, onda mantıklı bir yan bulmaya çalıştı. Ve bu sizi çıldırtır, çünkü yapamazsınız. Yapamazsınız. His, histir... duyudur... yaşam nabızlarıdır. Ve deneyimlenmeleri gerekir.

Hisler asla sizi ele geçiremez. Bazılarınız, bir hissin gelip de size sahip olacağından ve ondan asla kaçamayacağınızdan korkuyor. Bunu yapamaz. Yapamaz, çünkü hisleri yaratan ya da hisleri kabul eden, onları duyumsamak için kendine izin veren sizsiniz.

Bu yılki muzaffer keşifte, kendinizle ilgili şeyler hissedeceksiniz. Evet Annie, geri tuttuğunuz şeyleri. Sakladığınız şeyler, Bonnie. Bakmak istemediğiniz şeyler, Vince. Korktuğunuz şeyler, Mary, çünkü kendi içinizde bu şeylere baktığınızda hayatta kalmayı sürdürüp sürdüremeyeceğinizi bilmiyordunuz. İşte, bu yıl kendi içinizde yapacağınız muzaffer keşifler bunlar olacak.

Ha, ve Jean, bu bir dolu hissetmeyi gerektirecek. Bu, şimdiye kadar olmadığı gibi cesur, gözüpek bir hissetme eylemi gerektirecek. Ha, sen hissettiğini düşünüyorsun, ama hissetmedin. Hislerden kaçmak, hisleri analiz etmek için enerjini harcayıp durdun, John, hislere kızdın, Bob, ve hepiniz alan üyeleri. Biz burada belli kimselere sataşmıyoruz. Bu, çok kapsamlı, çok geniş bir hissetme yılı. Bu, muzaffer bir keşif yılı.

Ha ve sanırım, "muazzam miktarlarda enerjiyi hareket ettireceksiniz" deyimi de kullanılabilir. Ama korkmayın, önceki gibi olması gerekmiyor. Ve neden önceki gibi olması gerekmediğine az sonra değineceğiz.

Ama sizden bir an için hisleri hissetmenizi isteyeceğiz.

(duraklama)

Hisleri nefesinizle içinize çekin. Hayır, onlara direnmeyin. Onlarla mücadele etmeyin.

Bazılarınızın hislerle, algılarla, bilirsiniz, duyularla, pek de güzel deneyimleri olmadı. Bazı deneyimleriniz sizi kendi cehennem çukurunuza götürdü. Kendi cehennem çukurunuzda, geçmişten kalan bazı çok zor ve çok tıkalı enerjileri deneyimlemek – yeniden-deneyimlemek – zorunda kaldınız. Ama buna aslında geçmiş de demeyelim, (çünkü) geçmiş, sizin bir veçhenizdir. Ve onlar gerçekten siz değildir.

Bazılarınız, hislere yenilecek olursanız, sizi delirteceğini düşündünüz. Komik, küçük senaryolar yarattınız – "Ya kendimi sonunda bir akıl hastanesinde, bir tımarhanede, çılgınlık içinde bulursam? Yaşamımda kapıları hislere karşı kapatmazsam, onlara izin verirsem, sanki o büyük, kötü kurdu içeriye sokmuş olurum. Ve o beni ele geçirir. Ben de kaybolurum. Ve hiç iyileşemem." Böylece hisleri uzakta tuttunuz, ama bunu artık yapamıyorsunuz.

--0-- Siz Çağı

Biz, Kuantum Sıçraması enerjisindeyiz. Biz, siz çağındayız. Kuthumi'nin eksik olan şey hakkında konuştuğunu hatırlıyor musunuz? (Eksik olan) Sizsiniz. Siz çağı. Artık toplum çağı değil, artık tüm insanlık çağı değil. Bu, siz çağı, sizin size açılma döneminiz.

Şimdi, burada ilginç bir soru gündeme geliyor. Kendinizi hislere açtığınız zaman, hangisi sizdir ve hangisi değildir? Ve kafa karışıklığınızın bir bölümü de, çevrenizdeki tüm enerjileri hissettiğiniz gerçeğinden kaynaklanıyor. Peki ya bunlar diğer herkese aitse? Onların hisleriyse, onların bilinciyse, onların dip noktaları ve kendi cehennemleriyse? Ya onlar da (açılan) kapıdan hayatınıza giriyorsa? O zaman ne olacak? Bunalmayacak mısınız?

Alan üyeleri, sizinle yüz toplantımız oldu! Ve biz yüz kez size dedik ki, "Sen de Tanrısın." Neyin size ait olduğunu siz seçersiniz. Diğer herşey size ait değildir. Yaşamınızda kendiniz için istediğinizi siz seçersiniz. Diğer herşey rüzgar gibi eser ve başka yerlere gider. Siz seçersiniz. Hiç bir enerji, hiç bir bilinç, sizinkinden daha büyük, daha muhteşem değildir, ve bunu fark etmek zamanıdır. Bundan kuşku duymayı bırakın.

Ha evet, gerçekten, enerji mükemmel – bu ister bir "bir" yılı olsun, ister Pluto 238 yıldır ilk kez yeniden geliyor olsun, ister Atlantis'in kristalin yapıları okyanusun dibinden yükseliyor olsun – ne olursa olsun, alan üyeleri, bu sizin yılınız. Bu, Kuantum Sıçramasıdır. Bu, ötelerin zamanıdır. Yeni Enerjidir ve herşey sizinle ilgilidir.

Buna derin bir nefes alın.

(duraklama)

Evet, gerçekten de, kendinizle ilgili muzaffer bir keşif... kendinizle. Bildiğiniz, ama işte bildiğinizi bilmediğiniz şeylerle ilgili (bir keşif). Çok uzun zaman önce unuttuğunuz şeylerle. Kaçtığınız, saklandığınız şeylerle ilgili. İnanılmaz... inanılmaz olduğunuzu keşfedeceksiniz.

Bunların tümü oldukça kolay bir biçimde gelebilir çünkü siz buna hazırsınız. Biz burada otururken, yalnızca bu odada bulunan ya da dinleyen insan benliğine bakmıyoruz. Hepinizin buna hazır olduğunu görüyoruz. Aslında, tanrısallığınız açısından, Yo-ham, yani siz'in açısından gelip de bu heyecanlı, ifade dolu ve dinamik yaşama katılmak konusunda bir sabırsızlık var. O, gelmek istiyor. Artık onu daha fazla bekletemeyeceksiniz. Bunu deneyebilirsiniz, ama işe yaramayacaktır. Enerjiler, siz'in tümünü deneyimlemek isteyeceğiniz yönünde. Sizi geri tutmuş olan, kısıtlamış olan şeyleri aşmak istiyorsunuz.

Buna derin bir nefes alalım.

(duraklama)

--0-- Yeni Yıl

Peki, 2008 ve ötesinde insanlığın geri kalanını neler bekliyor? Biz buna ping pong (masa tenisi) yılı diyeceğiz. Şimdi, çoğunuzun bildiği gibi, masa tenisi bir oyundur. Öyle muazzam bir güç ya da atletik bir yetenek gerektirmeyen bir oyundur. Biraz formda olmayı talep eder. Masa tenisinde yaralanmak pek mümkün değildir, tabi gerçek bir salak değilseniz. Top oldukça hafiftir. Raketler çok büyük ya da ağır değildir. Karşı oyuncunun epey uzağında durursunuz, uzanıp da size vuramaz. Yani bu oldukça güvenli bir oyundur, ama... ustalık isteyen bir oyundur. Ciddi, hararetli, yoğun bir oyundur. Ve bu size, 2008'de insanlığı nelerin beklediğine ilişkin bir fikir verebilir.

Bunu gündeme getirmemizin nedeni, bizim bakış açımızı, insanlığın nerede olduğunu görmek için Dünya'ya ilahi varlık Zirvemizden bakıp da gördüklerimizi anlamanız amacıyladır. İnsanlık, büyük bir değişim ve dönüşüm içinde, ama neye dönüşeceğine dair hiç bir fikri yok. En azından siz, değişimin sizi nereye götüreceğini anlıyorsunuz. İnsanlık bunu genelde bilmiyor. Aslında bilmek de istemiyor. Masa tenisi oyununu seviyor – ileri geri ve ileri geri ve ileri geri.

Bu 2008 yılında bu ping pong enerjisini tüm çevrenizde göreceksiniz. Bu, finans piyasalarında görülecek. İleri geri gidecek. Bir gün borsa tarihindeki en büyük zarar, ertesi gün en büyük kazanç olacak. Bir gün bir şirket çok zengin olurken, ertesi gün parasını kaybedecek.

Göreceksiniz... borsaya değinmek zorundayız. O ne büyük bir barometre – biz son toplantımızda barometrelerden söz ettik – insan bilincine ilişkin ne büyük bir barometre! Biliyor musunuz, dünyanın her yanındaki borsaların ne kadar hassas olduğunu hiç fark ettiniz mi? Bir kelebek Çin'de kanatlarını çırptığı zaman, Birleşik Devletler'deki borsa iniyor ya da çıkıyor. Bir dünya lideri, aslında söylenmesi uygun olmayan tek bir söz ettiğinde, borsa etkileniyor. Ah bu... borsaları izleyin.

Ve sonra da borsadaki münferit sektörleri izleyin. Teknolojinin nasıl farklılıklar gösterdiğini izleyin, örneğin biokimya alanında tarımdan nasıl ayrıldığını ya da ters düştüğünü izleyin. O alt piyasaların her birinin özünü hissedin. Teknoloji nedir? O enerji nedir? Teknolojiyle ilgili his nedir? Tarımla ilgili his nedir?

Borsa, harika bir barometredir. Yeşil şirketler dediğiniz, çevre bilincine sahip olan şirketlere neler olduğuna bakın. Borsadaki değerleri, olması gerektiğinden fazla yükseliyor, çünkü umut var, hayal var, bu şirketlere yüklenen bir bilinç var, çünkü insanlar fark etmeye başlıyorlar. Dünya'nın hizmetkârı olmaya başlıyorlar. Gaia gidiyor, ve insanlar devralıyor. Ve bu, borsanın anında çökmesine neden olacak! Ama bu sorumluluğu kabul eden yeterince insan var, ve bunun bir etkisi oluyor.

Bu, Dünya için bir ping pong yılı olacak çünkü örneğin politikayı göreceksiniz. Burada, Amerika'da, bir adayın kaybettiğini ve sonra kazandığını, ve bunun gidip geldiğini göreceksiniz. Seçim anketlerinde bir çıkacak, bir inecek. Ileri geri ve ileri geri.

Alan üyeleri, bu yıl kısa duvarın arkasında durun. Paniğe kapılmayın. Hele herhangi bir kargaşaya kesinlikle kapılmayın, çünkü kargaşa bir taraftaki rakete çarpıp da herkesin dikkati o tarafa hareket eden ve rakete çarpan topa yöneldiğinde, siz topun bir an içinde öbür tarafa döneceğini bileceksiniz. Çoğu insan sıkışıp kalacak ve, "Aman Tanrım, top şimdi B tarafında ve bu yüzden de herşey parçalanıyor" diyecek. Hayır, top yalnızca B tarafında, ve sonra öbür tarafa geri gidecek.

Mesele gerçekte şudur... bir takım faktörler işin içinde. Birincisi, insan bilinci nereye gitmek istediği konusunda belirsizlik yaşıyor. Bilmiyor. Bir an için bilinç bir konuda çok güçlü hissediyor, çok... diyelim ki çok tutucu bir enerjide. Ama bir sonraki an tersine dönüyorlar ya da masa tenisi oynayıp liberal bir tutuma geçiyorlar. Aynı insanlar, aynı bilinç, sadece ileri geri gidip duruyor. Nerede olmak istediğine ilişkin hiç bir fikri yok.

2008'de bunu çok göreceksiniz. Asla dramlara kapılmayın, örneğin petrol fiyatları yükseldi diye, çünkü öyle bir şey olacak ki fiatlar düşecek. Savaş çıkacak ve ortalık cehenneme dönecek dramına asla kapılmayın, çünkü o ping pong topu emin bir biçimde öbür tarafa geçecek. Birden, bir barış hareketi için çaba gösterilecek, anlıyor musunuz. Bunların hiç birine kapılmayın. İnsanlar – insan bilinci – bir oyun oynuyor, ileri geri, ileri geri.

Bu, bir momentumun, ve hepinizin ilişki kurabileceğiniz bir enerjinin yapılanmasına yardımcı oluyor. Kendinizle masa tenisi oynadığınızdan bu yana sekiz yıl bile geçmedi, kim olmak istediğinizi bilmiyordunuz, nereye gitmek istediğinizi bilmiyordunuz, böylece, bir şeyin ortaya çıkacağı umuduyla, bir karar verebileceğiniz ya da en azından o lanet oyunu kazanacağınız umuduyla, topa ileri geri vurup duruyordunuz. Ama bu arada, nasıl sürekli ileri geri gidip geldiğinizi anımsayın. Ustalık vardı ama yön pek yoktu. İşte insan bilincinin bugün bulunduğu nokta budur. Buna kapılmayın.

Bu, kendi içinizdeki bir şeyin muzaffer keşfi yılında... ve bu öylesine verilen, belirsiz ve boş bir söz (vaat) değil, alan üyeleri. Enerjiniz şu an bu noktada. Biz tutup da size, orada olmanızı istiyoruz demiyoruz. Yo-ham diyen sizsiniz ve siz oradasınız diyen de biz.

--0-- Yeni Yıl için Hatırlatmalar

Bu yıl için birkaç yumuşak hatırlatma. Bunlar emir ya da hatta vaat değil, yalnızca hatırlatma. Bu yıl bazı gerçek hislerinizden geçerken – açık, ham, çok açık, özgür hislerden – şunları anımsayın: (a) bu sizinle ilgili değildir, tabi olmasını istemediğiniz sürece. Tüm çevrenizdeki insan bilincinin çok farklı düzeylerinden ve katmanlarından gelen şeyler hissedeceksiniz. Öyle şeyler hissedeceksiniz ki, ve ben şimdi sadece onları düşünmenizden ya da belki uzak mesafelerden fark etmenizden söz etmiyorum. Ben, tam içinizde hissetmekten söz ediyorum. Şu anda Dünya'da olagelen bu ping pong oyunu – onu hissedeceksiniz. Bazı günler top ya da raket olduğunuzu hissedeceksiniz, ama bu sizinle ilgili olmayacaktır.

Bu anlayışı, kavramı, anlıyor musunuz? Bir şeyi nasıl hissedebileceğinizi, duyumsayabileceğinizi? Onu yalnızca düşünmekle kalmıyor, ama bir anlamda yaşıyor ve deneyimliyorsunuz, ama yine de o sizinle ilgili değildir. Kavramlarda bir çelişki var gibi görünüyorsa da, aslında hiç de yok. Buna yaşamak deniyor... yaşamak.

Yerkürenin içinde gerginlik hissedeceksiniz. Bunu kendi bedeninizde hissedeceksiniz, ve sonra da bedeninize neler olduğunu merak edeceksiniz, ve yaşlanmaya başladığınız sonucunu çıkartacaksınız. Beslenme biçiminizde bir hata yaptığınız sonucunu çıkartacaksınız ve... nasıl çorap söküğü gibi gittiğini görüyor musunuz? Oysa öyle değildir! Yalnızca Gaia'yı hissediyorsunuzdur ve Yerküre içindeki gerginliği ve bu gerginliğin salıverildiğini.

Bu yıl, Dünya üzerindeki umutsuzluk enerjisini hissedeceksiniz. Bu kadar çok masa tenisi oynasaydınız, siz de umutsuz hissederdiniz! Ve umutsuzluk enerjisi... ben yalnızca, burada konuştuğumuz gibi o enerjinin farkında olunmasından söz etmiyorum. Ben onu hissetmekten söz ediyorum. "A-y-y-y Tobias. Hayır, bunu istemem. Umutsuzluğu hissetmek istemem." Ama hissedeceksiniz.

Bakın, hissetmek budur. Hissetmek, onu yaşamaktır. Hissetmek, her düzeyde onun farkında olmaktır. Ama size ait değildir, anlıyor musunuz. Farkı yaratan budur – size ait olmadığını anlamak. Bir soğuk, karanlık, boş umutsuzluk hissiyle bunaldığınız bir günde, genelde ne yaparsınız? Neyim var ya da bana neler oluyor, dersiniz. Bundan niye yeniden geçiyorum, dersiniz. Merak edersiniz – ha, aslında bize kızarsınız. "Ama bize bunun üstesinden geleceğimizi söylemiştiniz" dersiniz. Sizi bu denli umutsuz hissettirecek ne yaptınız diye merak edersiniz. Oysa hiçbir şey yapmamışsınızdır. Yalnızca umutsuzluğu – diğer herkesin umutsuzluğunu – hissediyorsunuzdur. İnanılmaz, değil mi.

Peki umutsuz hissettiğinizde ne olur? Ha, onu nefesinizle içinize çekersiniz! Ama hayır, siz aslında ondan kaçmaya çalışıyorsunuz! Ama onu nefesle içinize almalısınız. Umutsuzluğun derinliklerini hissetmelisiniz. Kulağa epey heyecanlı geliyor, değil mi? İnsanlıktaki umutsuzluğun soğuk boşluğunu hissetmek – ki bu, katmanlardan biridir ve daha birçok ince katman vardır – işte bu, bir Üstattır. Bir enerjiyi, onu yaşayacak kadar yakın hissetmek. Ama, Yo-ham, Ruh, (o enerji) size ait değildir. Size ait değildir. Ve bu... iyi haber budur. Yalnızca insanlığa aittir.

Şimdi, bu yoğun umutsuzluk hissinin yağmur gibi üzerinize yağmasına yakalanabilir ve şöyle diyebilirsiniz, "Peki ama, onun bana ait olmadığını nasıl bilebilirim? Belki benim bir geçmiş yaşamımdı. Belki çocukluğumdur. Belki yazgımdır. Belki de ben sadece umutsuz bir insanım. Yıllar önce umutsuz hissederdim – lanet olsun, daha dün kendimi umutsuz hissettim – yani bu herhalde bana aittir." Ve o giysiyi üzerinize geçirir ve günün geri kalanında onu taşırsınız. Oysa, öyle olmasını seçmediğiniz sürece, onu kabul etmediğiniz sürece, o size ait değildir.

İşte ince nokta budur, önemli bir nokta: O size ait değildir, ama siz yine de onu hissedebilecek, yaşayabilecek, nefesle içinize alabilecek, onu bedenleyebilecek ve size ait olmadığını anlayabilecek kadar cesur bir Üstat olabilir misiniz? İşte, Üstat budur.

Ben sizi hissediyorum. Acınızı hissediyorum. Sevincinizi de hissediyorum. Onları gerçekten hissediyorum ve bu nedenle yüz kez sizinle birlikte burada oturabiliyorum da birlikte yolculuklar ve öyküler ve gözyaşları ve kahkahalar, ve birkaç da horultu paylaşabiliyoruz. Sizi tanıyacak kadar yakından hissetmek için kendime izin veriyorum, ama ben siz değilim. Onlar benim hislerim değil. O ben değilim, anlıyor musunuz. Fark budur.

Bu yıl, Dünya üzerinde bu yoğun masa tenisi oyunu oynanırken, onu hissedin, yaşayın, nefesle içinize alın, ama siz olmadığını da bilin. Yalnızca seçtiğiniz şeylerin siz olduğunu anlayın. Ve aslında, enerjinizin Yo-ham'ine baktığımda, oldukça basitsiniz. Oldukça safsınız (has, katıksız). Oldukça – nasıl demeli – tamsınız. Tüm o diğer şeylere ihtiyacınız yok. O diğer enerjilerden herhangi birine tutunmaya ya da onu sahiplenmeye ihtiyacınız yok.

Dünya üzerinde o büyük masa tenisi oyununun oynanacağı bu yıl, çok önemli olan başka bir şeyi daha anlayın. Her türlü durumla başa çıkmak için kendinize her türlü araç gereci zaten verdiniz. Bizi çağırmayın. Başkalarına gitmeyin. Bir an durun. Kendi yolunuza yol boyunca her türlü araç gereci zaten koydunuz. Bazısı gömülü ya da bir ağacın arkasında olabilir. Bazısı – sizin deyiminizle – çokboyutlu bir halde olduğu için, insan gözüyle ya da duyularıyla açıkça görülemeyebilir, ama onlar oradalar. Bu yıl için her araç oradadır. Kendiniz için oraya bıraktığınız kendi araçlarınızı aktive etmek için, onları çağırmanız yeterlidir. "Bu deneyimin aracı nedir?"

Şimdi, eğer o aracı, deneyimden kaçmak için isterseniz, ortaya çıkmayacaktır. Eğer o aracı, deneyimle mücadele etmek için isterseniz, ortaya çıkmayacaktır. Eğer bilgelik aracını, deneyimi anlamanıza ve o deneyimin yaşamınıza ne kattığını anlamanıza yardım etsin diye isterseniz, ortaya çıkacaktır. Onu bileceksiniz. Orada olacaktır. Onu, çok önceleri yolunuza koyacak kadar bilge olduğunuz için, kendinize teşekkür edin. Bu iş görür, alan üyeleri. İş görür.

Bu yıl hatırlanacak bir başka önemli şey: Bu, şu tanrısallık, Yo-ham kavramının, kavram olmanın ötesine geçerek canlı ve gerçek bir deneyime dönüştüğü yıldır. Bu Siz/Sen enerjisi, buraya gelmeyi seçiyor, burada olmak istiyor ve siz onun buraya gelmesini istediniz, onun için de şimdi geliyor. O, zaman zaman kullanılması zor, uygunsuz hissedilecektir, zaman zaman kontrolden çıkmış hissedilecektir, zaman zaman da o kadar muhteşem ve karşı konulamaz hissedilecek ki, ona değer olup olmadığınızdan ya da onu bu gerçeklikte tutup tutamayacağınızdan kuşku duyacaksınız.

Ama o buradadır. O yalnızca kelimeler değildir, hele felsefe hiç değildir. O, bizim, sizin gerçekliğiniz olarak gördüğümüz şeydir. Ama, geldiği zaman, onun, sahip olduğunuz o insan özelliklerine sahip olmadığını anlayın. O, bir insan gibi yürümez ya da konuşmaz ya da kokmaz. Bir insan gibi düşünmez. Aslında o, şu anda hayal edebileceğinizden daha basittir, çünkü siz tanrısallığınızın o karmaşık, süper enerji olmasını istiyordunuz. Değildir. O çok basittir.

İnsan benliğinizin kafası karıştığında, herşey karmaşık hale gelir. Yo-ham'ın basitliğini nefesinizle yaşamınıza çekin, çünkü gerçek yanıtlar, basitlikte ve saflıktadır. O eski akılcı yanıtlarda değil. Ah, nasıl desek – sizi bir zorluktan ötekine taşısın diye inşa etmeye çalıştığınız köprülerinizde değil. Ve o köprüler doğru temeller üzerine inşa edilmedi. Sizi epey sallantılı bir biçimde öbür tarafa geçirmiş olabilirler, ama Yo-ham, farklı bir biçimde gelir. Basittir. O bir kaçış değildir. Geçici bir onarım değildir. Sadece o ânı idare etmenizi sağlamaz. O, odur, ve sizin tümünüzdür.

Böylece derin bir nefes alın ve Yo-ham'ın basitliğini hissedin.

(duraklama)

Bu muzaffer keşif yılının enerjileri, hissetmekle de ilgilidir. Biz daha önce hissetmek hakkında konuştuk, duygu ve his arasındaki farktan. Duygu, tepkidir (reaksiyon). Siz bir şeye bir tepki (karşılık) yüklersiniz. His, derinliktir... duyular... hayat. Bir his, doludur, tamdır. Duygular ise geçicidir ve yüzeyseldir. Hislerse çok gerçektir.

Bu bir meydan okuma oluşturur. İçinde yaşadığınız gerçeklik, çok ilginç bir gerçekliktir. Siz ona gerçeklik diyorsunuz, "gerçek"teki gibi gerçek, ama aslında epey bir yanılsamadır. Bu çok ilginç bir şeydir çünkü hisler çok gerçektir, çok kapsamlıdır, ve siz bu yıl muazzam bir biçimde hissedeceksiniz.

Bir sonra bölüme ya da bu bölümün bir başka kısmına geçmeden önce, buna derin bir nefes alalım.

Evet, hisler. Onlardan korkmayın. Onlardan kaçmayın. Onları anlamaya çalışmayın. Nefesle içinize çekin ve deneyimleyin onları..

--0-- Bir Kısa Öykü

Şimdi, size bir engel oluşturan şu çok inatçı enerjilerden biri hakkında konuşalım – çok inatçı enerjiler. Ama bunu yapmadan önce, kısa bir öykü anlatalım – kısa bir öykü! Kısa... kısa öykü.

Bir rahip, bir papaz ve bir haham bir bara girerler ve... ay, yanlış öykü! Elimize başka bir metin tutuşturdular. Pardon. Bu başka bir grup içindi.

İki araştırmacı, kâşif vardı, ve onlar yola koyulup yeni dünyayı keşfetmek istediler. Tutku ve arzu ve macera ruhuyla doluydular. İkisi de aynı limandan aynı gün ayrıldılar, yani numerolojinin ne olduğu önemli değildi çünkü aynıydı. Gezegenlerin nasıl uyumlandığı önemli değildi çünkü aynıydılar.

Birinci araştırmacının adı Chris'ti ve ikinci araştırmacınınki de Mark. Chris ve Mark, tıpatıp aynı iki gemiyle, aynı sayıda tayfayla, aynı donanımlarla yola çıktılar. Hiçbiri tam olarak nereye gittiğini bilmiyordu, çünkü bu yeni düyaydı, ve kimse daha önce oraya gitmemişti. Ama o yeni toprakları bulmak için, yeni maceralara atılmak için ve kendileriyle ilgili muzaffer keşifler için yola koyulduklarını biliyorlardı.

Tam aynı anda yola çıktılar. Tek fark, Chris'in gemisinde olup da Mark'ın gemisinde olmayan bir kargoydu. Chris'in gemisinin yük bölümünde bir kutu vardı. O bir kutuydu, oldukça basit görünümlü bir kutu, ama içeriği çok, çok güçlüydü. Ve bu içerik, Chris'in yolculuğu boyunca ortaya çıkacak ve kullanılacaktı. O kutunun içeriği, kuşkuydu. Kuşku.

Böylece onlar aynı gün, aynı zamanda limandan çıkarak yola koyuldular, ve tabi... siz şimdi herhalde öyküyü tahmin edebiliyorsunuz ama biz yine de anlatacağız. Mark, tayfalarıyla birlikte kendi macerasına doğru çıkıp gitti. Limanı terk ettikten kısa bir süre sonra fırtınaya yakalandılar. Ama, bu fırtınanın şimdi nereden çıktığına şaşmak yerine, Ruhun onlara ne söylemeye çalıştığını merak etmek yerine, panikleyerek bu yolculuğa neden çıktığını merak etmek yerine, Mark şöyle dedi, "Fırtına var. Onu hissediyorum. Gemi de hissediyor. Tayfalar da hissediyor. Hepsini deniz tutuyor. Bir fırtına var ve fırtına yalnızca bir enerji. Ben fırtınayı sahiplenmiyorum. Ben, fırtına değilim, ama onu hissediyorum, onu yaşıyorum, dalgalarla gidiyorum. Ve bu fırtına beni seçtiğim yere götürecek. Ben bir tarafa doğru gittiğimi düşünüyor olsam da, fırtınanın enerjsinin benim için çalışacağını ve beni olasılıkların en muhteşemine taşıyacağını biliyorum."

Ve Mark, tayfalarıyla birlikte yolculuğuna devam etti ve onlar her türlü şeyle karşılaştılar – fırtınalar, rüzgarsız zamanlar – ama hiç kuşku duymadılar, anlıyor musunuz. Yol boyunca hep deneyimlediler ve yeni toprakları buldular. Daha önce hiç görmedikleri baharatlar ve egzotik bitkiler ve hatta insanlar ve hayvanlar buldular, ve bu muazzam bir deneyimdi ve onlar yolun her bir adımını hissettiler. İki yıllık yolculuktan ve deneyimden sonra, daha zengin, daha mutlu, daha tamamlanmış bir halde ve gerçekten yaşamış olarak yuvaya geri döndüler.

Chris gemisiyle yola çıktı – kuşku kargosunu taşıyan gemisiyle – ve fırtınaya yakalandığı an, neden yola çıktığını sorguladı. Bu onu deneyimden uzaklaştırdı, çünkü o zaman dalgalar, ondan bir şey almaya çalışan ve onu öldürmeye çalışan şeytanlara dönüştü, oysa aslında dalgalar ve fırtınalar yalnızca deneyimin bir parçasıydılar. Chris rotasını değiştirdi, çünkü hemen yanlış bir şey yaptığını sandı. Yoksa kendini ve tayfalarını fırtınanın ortasına nasıl atmış olabilirdi ki? Böylece rotasını değiştirdi.

Ve yol boyunca bu onu kaygılandırdı, ve hissettiği bu kaygıyı tayfaları görüyordu ve hissediyordu, ve onlar hastalanmaya başladı, ama sadece anlık bir rahatsızlık değil. Çok hastalandılar ve ölmeye başladılar.

Chris'in gemisi, çok, çok zor bir rotadaydı ve o, muhteşem yeni topraklar keşfetmedi. Baharat ya da altın bulmadı. Vardığı her yerde, yerlilerin, o adalarda ya da o topraklarda yaşayan insanların düşmanca ve kızgın tavırlarıyla karşılaştı, ve insanlar onunle mücadele ettiler. Onu kaçırdılar. Giderek daha çok tayfası açlıktan ölüyor ve hastalanıyordu, ve yalnızca bir yıl kadar sonra, Chris başarısız bir insan olarak üzgün, her türlü ışıktan ya da ifade tarzından yoksun, yurduna geri döndü. Bazı kişiler onunla alay ettiler, ve birçokları da çok, çok öfkeliydiler, çünkü sevdiklerini onun gemisinde kaybetmişlerdi.

Ve işte bu, sevgili dostlar, kuşkuyla muzaffer keşif arasındaki farktır. Kuşku.

Siz, hepiniz, yeni bilincin araştırmacıları, kâşiflerisiniz. Hepiniz, aynı derecede enerji ve bilinç taşıyarak limandan yola çıktınız. Hiçbiriniz, Başilahi varlıkler Düzeni'ndeki ilahi varlıkler alemindeyken, daha fazlasına ya da daha azına sahip değildiniz. Hepiniz hayat deneyimine koyuldunuz. Ve birçokları için işte o kuşku, yolculuğun gerçek özünü yok etti.

Bugün şu anda sizler yeni bilincin öncülerisiniz. Yola koyulan sizsiniz, denizlerde ve okyanuslarda değil, siz boyutlara doğru yola çıkıyorsunuz. Boyutlar, Yeni Enerjinin yeni okyanuslarıdır. Siz oraya hep gidiyorsunuz. Geceleri gidiyorsunuz. Gün içerisinde düşüncelerinizde, hayallerinizde gidiyorsunuz. Siz varolan bilincin yeni sınırlarına sürekli gidiyorsunuz, tıpkı okyanusların, keşfedilmemiş ya da haritası çıkartılmamış topraklar olarak varolması gibi. Yeni bir şeyin keşfine yelken açan sizsiniz. Bunun ne olduğunu bilmiyorsunuz ve nerede olduğunu da. Bunu seçiyorsunuz çünkü seçebiliyorsunuz. Ve bu ifadedir. Gerçektir.

Ama siz aynı zamanda sık sık o kuşkunun yolculuğunuza sokulmasına ve o gerçek hissi elinizden almasına, o gerçek yaşama yeteneğini elinizden almasına izin veren kişilersiniz. Kuşku sizi boğacaktır. Çelme takıp düşürecektir. Değersiz hissetmenize neden olacaktır. Sürünerek bir deliğe girmek ve bir daha da çıkmamak ve hiç yolculuk etmemek isteyeceksiniz.

Sizler, yola çıkan bilinç gemisinin genişleyen ve araştıran kaptanlarısınız, hatta daha önce hiç bir meleğin gitmediği yere gidiyorsunuz. ilahi varlıkların tüm boyutları keşfettiğini ve haritasını çıkarttığını mı sanıyorsunuz? Hayır. Bunu yapamazlar. Yapabilecekleri bazı boyutlar var, ama yalnızca insan ve insan bilinci gerçek yeni bilinç topraklarını göze alabilir, ve kendiniz için, tüm insanlık için yaptığınız budur. Ama kuşku devreye girdiği zaman, tüm yolculuğu heba eder.

--0--Kuşku

Kuşku bir oyundur ve siz onu oynuyorsunuz. Tüm insanlar oynuyor ama. Kendinize çok yüklenmeyin. Ama ben bugün Yo-ham ile, sizinle, şunu sormak için buradayım; Kuşku oyununu oynamaktan vazgeçmeye hazır mısınız? Ah, o bir oyun. Fazla eğlenceli. Çok dikkat dağıtıcı. Siz onun içine düştünüz. Hayatınıza kuşkuyu getiriyorsunuz ki, bilmiyormuş gibi davranabilesiniz. Kuşkuyu devreye sokuyorsunuz ki, bu yararsız arayışı sürdürebilesiniz. Bir yanınız merak ediyor, arayış biterse ne olacak diye. Bir yanınız da bu öncülük oyununu o kadar seviyor ki, hiç ama hiç durmak istemiyorsunuz. O nedenle de kuşkuyu devreye sokuyorsunuz, oyuna devam edebilesiniz diye ve kaybolmuş gibi ve bilmiyormuş gibi ve yolculuklarınızdan başarısız biri olarak dönüyormuşsunuz gibi davranabilesiniz diye. Böylece gidip yeniden deniyorsunuz. Kuşku ekleyicidir. Kuşku yapışkandır. Kuşku bir oyundur.

Her gün ne sıklıkta kendinizden kuşku duyuyorsunuz – kararlarınızdan, eylemlerinizden, düşüncelerinizden? Yeni bilince doğru yaptığınız yolculuğu sahiplenmek ve sorumluluğunu almak yerine, kuşkunun sizinle oynamasına ve geminizi yönlendirmesine ya da en azından gemiyi yönlendiriyormuş gibi davranmasına ne sıklıkta izin veriyorsunuz? Kuşku, zamanı dolmuş bir oyundur, çünkü gemide kuşku olduğu sürece, muzaffer bir keşif yapmak çok zordur. Bilincin yeni alemlerine gitmek ve onu kaçmadan, tam olarak, gerçekten deneyimlemek, çok zordur. Kuşkuyla, ve oynadığınız bu kuşku oyunuyla, daireler içinde koşmayı sürdürebilirsiniz ve güçsüz olmayı sürdürebilirsiniz ve bir kurban olmayı sürdürebilirsiniz.

Kuşku, bir virüstür, ama seksüel enerji virüsü gibi değildir. İlle de başkalarına bulaşmaz. O size aittir. O, sizin içinizdeki bir virüstür. O kanserdir, oyunu tekrar tekrar oynamanıza neden olan enerjisel bir kanser. Kuşku, bir saklanma biçimidir. Kuşku, bir yalandan yapma, bir –mış gibi davranma biçimidir.

Kuşku... bu kuşku enerjisi, enerjinizi ilk kez Dünya'ya indirdiğinizde devreye girer – girmişti. Kuşku, ilahi varlıksi alemlerde bilinmezdi. Bir ilahi varlık olarak asla kendinizden kuşku duymadınız, yalnızca deneyime sahiptiniz. Bazen deneyim yoğun olurdu. Bazen, hoşlanacağınız türden bir sonuç çıkmazdı, ama en azından bir deneyimdi.

Kuşku, ruh bilincinden insan bilincine geçmenin çok ilginç bir dönüşümüyle üretildi. O, daha ilk ilahi varlıkler Dünya'ya geldiğinde ve artık ilahi varlık değillermiş gibi davrandıklarında ve insanmış gibi davrandıklarında girdi insan gerçekliğine ya da insan bilincine. Kuşku, Dünya'ya geldiğinizde, siz ilahi varlıkların, kim olduğunu unuttuğunda devreye girdi. "Bir insanmış gibi davranabilmek için bir ilahi varlık olduğumu unutacağım" dediğinizde, ilginç bir dinamik meydana geldi. Ve işte kuşku bu noktada devreye girdi.

O zamandan beri kuşku, insan bilinci makyajının bir parçası oldu, ve şu anda da Dünya'da çok, çok güçlü – çok güçlü – bir halde. O kadar güçlü ki, insanlar öldüğünde ve başka alemlere, yakın Dünya alemlerine göçtüklerinde, kuşkuyu da beraberlerinde getiriyorlar. Ve sonra bir şekilde beraberlerinde getirdikleri bu kuşku, ilahi varlık alemlerine bile aktarılıyor. Ve, anlayacağınız gibi, şimdi bir dolu kuşku duyan ilahi varlık var, çünkü insanlar bu virüsü beraberlerinde getirdiler.

Tekrarlıyoruz, o bulaşıcı değildi, ama gerçekten insan gibi hissetmek ve görmek için kendine izin veren bir ilahi varlık ile birlikte, insan enerjisi de o enerjiyle oynamaya başladı. "Merak ediyorum, kuşku nasıl bir şey" demeye başladılar. Ve onunla oynadılar. Ve şimdi, tüm alemlerde kuşkuya sahibiz, anlıyor musunuz. Ama Dünya üzerinde, kuşkuyu gemiden atacak bazı öncüler var. Ve bu, yeni bilincin daha yeni sınırlarını, yeni bölgelerini açacak ve gerek cennette gerekse Dünya'da, kuşkunun ötesinde bir anlama sahip olacak.

Kuşku bir oyundur, alan üyeleri, ve siz onu her gün oynuyorsunuz. Sanki ne seçeceğinizi bilmiyormuş gibi davranıyorsunuz. Yanlış kararlar alıyormuşsunuz gibi davranıyorsunuz. Oysa bunu yapamazsınız. Yalnızca deneyim edinirsiniz. Yüksek yolu, alçak yolu ya da görünmez yolu deneyimleyebilirsiniz, ama sadece deneyim edinirsiniz. Kuşku size kötü bir seçim yapabileceğinizi söyler, ve yapamazsınız. Yalnızca deneyimleyebilirsiniz. Kuşku, sizin o küçük insan kapanında kalmanıza neden olur, küçük kalmanıza, sürekli "Ben küçüğüm" oyununu oynamanıza neden olur. Diğer enerjilerden çok, kuşkuyla eğleniyorsunuz. Onu seviyorsunuz. Ona bağımlısınız.

Bugün burada bulunan, bugün dinleyen ya da bunu sonradan okuyan ya da dinleyen her birinize sorum şu: kendinizden kuşku duyma oyununun üstesinden gelip de gerçekten hissetmeye hazır mısınız? Çünkü kuşku ve hissetmek – hissetme yeteneği – elele gider. Kuşku duyduğunuz zaman, gerçek hissi engellersiniz. Kuşku duyduğunuz zaman, hissetmekten korkarsınız, çünkü hissetmek sizi büyük kılacaktır.

Hissetmek, sizi yeniden gerçek kılacaktır.

Kuşku oyununu durdurmaya ve yeni bilincin muzaffer keşfini yapmanın nasıl bir şey olduğunu keşfetmeye hazır mısınız?

Ve öyledir.

--0-- Çalışma sonrası gelen bilgi

Ve öyledir, sevgili alan üyeleri, kuşkusuz! Biz bu değerli ânı paylaşmak ve yeni bilince, yeni boyutlara girme maceramızı paylaşmak için buradayız.

Sizinle oynadığımız o küçük oyun, tabi sizinle anlaştıktan sonra, size bugün, ama özellikle dün, bazı hisler aşılayacaktık ki, gerçekten kesinkes bir şey hissedebilesiniz diyeydi. Birçoğunuz, bent kapaklarının bu şekilde açılmasıyla, şu anda insan bilincinde neler olduğunu hissetti. Birçoğunuz, bu yıl olabileceklerin potansiyelini hissetti. Birçoğunuz, size çok yakın olanların korkularını ve acılarını hissetti. Ama yaptığımız şuydu, sizin tümüyle hissetmenize izin vermek, böylece tepkinizi gözlemleyebilecektiniz. Kendi kuşkunuzun nasıl devreye girdiğini, neredeyse hisleri reddederek onları uzaklaştırmaya çalışmasını gözlemleyebildiniz. Kendinizden kuşku duydunuz. O muazzam his/bilinç/enerji akışı içinize geldiğinde, neyi yanlış yaptım diye merak ettiniz. Neden böyle hissettiğinizi merak ettiniz. Ve bu sizinle ilgili değildi. Değildi. Siz, dışsal şeyleri hissediyordunuz. Başka insanları ya da belki yalnızca bizi hissediyordunuz.

Kuşkunuz devreye girdiğinde, hisleri nasıl boğduğunu fark ettiniz. Ve o sonra içeri girer ve zihni karıştırır. Ve sonra da mutlakiyetinizi, egemenliğinizi elinizden alır. Sezginizi, şeyleri hissetmenin ve anlamanın ve onlarla, sahiplenmeden başa çıkmanın doğal yeteneğini elinizden alır. Gerçekten hissetmek konusunda harika bir deneyim yaşadınız.

Şimdi, bir dahaki sefere yaşamınıza bir his çığı düştüğünde, kuşku duymadığınızı, neyi yanlış yaptığınızı merak etmediğinizi hayal edin. Neler oluyor diye merak etmediğinizi ya da ondan nasıl kaçacağınızı düşünmediğinizi hayal edin. Kuşku duymak yerine, saf sezginizi kullandığınızı. O zaman sezginiz kesinlikle, deneyimin, enerjinin derinliklerini hissetmenize, onun birçok katmanını hissetmenize, onun neden orada olduğunun tüm potansiyellerini ve sonuçların potansiyelini, hem de onu manipüle etmek zorunda kalmadan, yalnızca hissetmenize izin verirdi.

Kuşku yerine sezgiyi kullandığınızı hayal edin, yaşamınız ne kadar zenginleşirdi – sadece bir insan olarak değil, ama tanrısal bir ilahi varlıksi varlık olarak da – yaşamınız aslında ne kadar daha zengin olabilirdi. Ve sürekli onun (hislerin) size ait olmadığını anımsamak. Size ait değildir. Ha, kendi enerjinizi hissettiğiniz zamanlar olacaktır, ama sezginiz, onun size mi yoksa bir başkasına mı ait olduğunu size bildirecek kadar ayırt edici olacaktır.

Biz bundan daha önce de söz ettik ve bu, 2008 için bir hatırlatmadır. Içinize aldığınız ve hissettiğiniz ve kuşkulandığınız bir dolu şey, size ait değildir. Birçoğunuz çok meydan okuyan deneyimler yaşadınız, dibe vurmanın, çok şey kaybetmenin, fiziksel rahatsızlıklar ve zorluklar yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hissettiniz. Siz bunları insanlık adına ve ilahi varlıkler adına yaptınız. Bunu, sanki size aitmiş gibi üstlenmeye bayılıyorsunuz, o kadar ki, bu hislerin ve farkındalıkların sizi çok yalnızlık çektiğiniz bir mekâna sürüklemesine izin veriyorsunuz.

Bu bir oyundur. Ve siz bunu başka insanlar, başka ilahi varlıkler için üstleniyor ve gerçekten size aitmiş gibi olması için, sanki bu bilinçle bir şey yapıyormuşsunuz gibi, kendinizi yalnızlık çektiğiniz bir mekâna koyuyorsunuz. Ve sonra da yalnızlık hissediyorsunuz. Kimse neler yaşadığınızı anlamıyormuş gibi hissediyorsunuz. Ve komik olan şu ki, bunları onlar adına yaşıyorsunuz! Başkaları adına bu enerjiye bir çözüm bulmanın yollarını bulasınız diye bu şeyleri üstleniyorsunuz. Bundan vazgeçmek zamanıdır.

Bunu o kadar uzun zamandır yapıyorsunuz ve bu konuda öylesine uzman oldunuz ki, bunu salıvermek biraz zor olabilir. Diğer herkesin bilincini üstlenmek yerine kendi yaşamını yaşamaya başlamak biraz meydan okuyabilir. Bilinç ligine hizmet ettiğinizden bu yana o kadar çok zaman geçti ki, bunu kendiniz için gerçekleştirmenin nasıl bir şey olduğunu unuttunuz.

Sanki şu anda Dünya'da bulunmanızı değerli kılsın diye yapmak zorunda hissettiğiniz bu şeyin birçok katmanı var. Herşeyi herkes adına üstlenmeniz ve size aitmiş gibi davranmanız gerekiyor (sanıyorsunuz), çünkü siz elbette uzman olansınız. Siz yapmazsanız, kim yapacak? Ama, Kuthumi'nin dediğini anımsayın, "Bu, siz çağıdır – Siz," ve bu herkes için geçerlidir. Onların kendileriyle – kendi enerjileriyle, kendi hisleriyle, varsa kendi kuşkularıyla – ilgili sorumlulukları almalarının zamanı gelmiştir, böylece siz de kendinizi bir sonraki düzeye geliştirebilir ve yükseltebilirsiniz. Ve elbette, siz şimdiden bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz – Bayrak olmak, yeni bilincin rehberi ve öğretmeni olmak. Bir yolun ve yol üzerinde de araç gerecin olduğunu başkalarına gösterecek kişi olmak. Tanrı'yla insanın birleşmesi, kaynaşması yönünde bir arzu olduğunu göstermek.

Böylece alan üyeleri, yeni bilinçte o rehberi, o Bayrağı, o öğretmeni olmak, size kalmıştır. Başka alemlere, adı ya da daha tanımı olmayan boyutlara yolculuk ettiğinizi, oraya gittiğinizi, ve onlar da gittikleri zaman, (sizin gibi) güvenli bir biçimde geri döneceklerini, insanlara gösterebilirsiniz. Şu anda insan bilincinin büyük bir bölümünü kapsayan kuşkular – kuşkular, hisleri boğuyor. Ve hisler olmadığı zaman da siz gerçekte yaşamıyor oluyorsunuz. Kuşku duyduğunuzda, doğal sezginizi kullanmıyorsunuz. Kuşku bir oyundur, ve az önceki oturumumuzu sonlandırırken söylediğimiz gibi, bu oyunu bitirmek zamanıdır.

Kuşku duyduğunuz zaman, sezginizi kullanın. Kuşkunun sizi kapana kıstırdığını ve boğduğunu hissettiğiniz zaman, bir an durun. Derin bir nefes alın. Ve sezginizi devreye sokun. "Şimdi ne yapmalısınız?" Sezginizi kullanın ve deneyime girin. Kuthumi'nin söylediğini anımsayın, "Kuşku duyduğunuzda deneyimlemeye girişin." Bunların tümü birbirine bağlıdır.

Bu yıl, gerçekten hissetme ve deneyimleme yılıdır. Bu yıl, alan üyeleri, sizin zamanınızdır. Ve böylece, sorularınızı almaktan mutlu olacağız.


yazdır